Son Dakika

KADER TERZİHANESİ‏

M. Emin Erbek
Siyaset öyle bir şey ki bazen insanları genel geçer doğrulardan bile uzaklaştırıyor. Kimileri sırf bu yüzden eşinin dostunun kalbini kırıyor, kimileri iftiraya varan yorumlarda bulunuyor. Ya da taraftarı olduğu bir siyasetçiyi savunmak adına bazen türlü akıl oyunlarına piyon oluyor bazıları. Köşe yazılarında, ürettikleri hayal kahramanlarına gazete kağıdından kaftan biçmeye çalışanlar da yok değil. Oysa biz daha düne kadar gazete haberlerini, verdiğimiz kararlarda bir esin kaynağı kabul eder ve titizlikle okurduk. Şimdilerde, yaptığı yorumlar yaşadığımız gerçeklere bir beden ufak gelen siyaset terzileri, bulduğu ilk gazete köşesine tezgah açıyor. Tezgahın önüne gelip es kaza çeşitlere bakmak için içeri giren de, girdiğine gireceğine pişman oluyor. Çünkü siyaset terzisinden ne isterseniz isteyin karşınıza hep aynı kalıp, hep aynı model çıkıyor: Müfridane tarafgirlik. Aşırıya giden taraf olma anlamına gelen bu hal, Bediüzzaman Said Nursi'ye ait bir tanımlama. Bu hal üzere yaşayan biz insanlar, hiç şüphesiz kendine musallat olan şeytanı melekleştiriyor. Sonra da bu şeytanı tez elden def etmek yerine kendine rehber ediniyor. İçindeki şeytanın verdiği ölçülerde hazırlanıyor padişahın kürkü. Şeytanın ayak sesleri ile ritim tutuyor terzi oğlan dikiş makinasının pedalına ayak basarken. Ahmet, padişah kürkünü giymek isterse "Ala paşam, oldu paşam." Hatta biraz daha süslemek için asırlık sandıktan düğmeler çıkıyor. Şurasına burasına altın yaldız ya da biraz nakış. Hepi topu bir kese altın için. Mehmet el uzatırsa kürke vay haline. "Zinhar paşam, olmaz paşam." Yakıştıramıyor kendince Mehmet'e padişah kürkünü. İçimizdeki şeytanın dalkavukları alkış tutuyor Mehmetin eteğinden alınıp Ahmet'in sırtına vurulan her yamada. Sonra iplik taşınıyor sökülüp dağılan vicdanları toplamak için. Kin ve nefret dolu ruhlarını orta yere dökenler, iğne sallıyor bedenlerine çuvaldızı batırmak yerine. Ve ardından "acımadı ki, acımadı ki" tekerlemesini diline doluyor terzi oğlan ve kendi vicdan söküğünü bile dikemeyen ellerini Mehmet'in yürüdüğü yola uzatıyor. Lakin bu siyaset terzilerinin farkında olmadığı bir komşu terzi daha var az ilerde. Kader Terzihanesi tabelası altında sizden çok daha önce kaftanı ölçüsüne göre hazırlayıp vitrine asan bir terzi. Gerçeklere bir beden dar gelen değil, sahibine tabiri caizse cuk oturacak bir kaftan. O sebeple terzi oğlanın elindeki kalıba uygun bir müşteri beklemektense, günü geldiğinde kaftanı giyecek Mehmet'in ölçüsünde bir kaftan dikmek daha uygun olsa gerek. İnsanoğlu hep kadere koştuğunu zanneder. Lakin kader hep bitiş çizgisine bizden önce varır. Bu sebeple kaderi önümüze katıp koşturmak yerine, kaderin bitiş çizgisine istediğimiz doğrultuda ulaşabilmesi için dua edelim. Gerisi boş.

Bu yazı 09 Ocak 2014 Perşembe tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 1887 kez okundu.
Yazı Boyutu