Son Dakika

Kanun bahane operasyon şahane!

Ömer Serdar Kaplan
Savcılık tarafından yürütülen bir soruşturmanın adli kolluk eliyle yakalama ve gözaltı işlemlerinin MEDYAYA açık ve bilgi belge sızdırmalarıyla yapılması hem ilgili şahıslar henüz ortada isnat edilen, iddia olunan suçlamalar dışında hiçbir şey yokken suçlu olarak ilan edilmelerini sağlamış, hem CMK ve Anayasa açıkça ihlal edilmiştir. Ãœlkemizde 17 Aralık itibariyle yaşanan olayların bir kısım yargı mensupları eliyle yürütülen bir operasyon olduğuna dair ciddi emareler mevcuttur. Kim ki yapılan operasyonun siyasi mühendislik boyutuna, siyasete müdahale boyutuna dikkat çekmek istemekte hemen, 'Yani yolsuzluklar soruşturulmasın mı, harama el uzatanlar sorgulanmasın mı, hesap vermesinler mi?' diye bol kanun maddeleriyle soslanmış karşı taarruzlarla karşı karşıya kalmaktadır. Madem ki kanun maddeleriyle bir soslama yapılmakta, kanunlar yapılan işin asıl amaç ve sonuçlarını bir şal ile örtmektedir, o zaman işin kanun boyutunu teşrih masasına yatırmak gerekmektedir. Kanunları, iki konuya ilişkin olarak ele alarak değerlendirmeye çalışacağız. SORUŞTURMANIN GİZLİLİÄžİ 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun (CMK) 157. Maddesi: 'Kanunun başka hüküm koyduğu haller saklı kalmak ve savunma haklarına zarar vermemek koşuluyla soruşturma evresindeki usul işlemleri gizlidir' demektedir. Gizlilikte esas iki hususta odaklanmaktadır: Bir yandan savunma hakkını engellemeyecek öte yandan şüphelinin henüz hakkında verilmiş bir karar olmadığından itibarının, kişiliğinin zedelenmesi önlenecektir. CMK'nın bu açık hükmü çerçevesinde 17 Aralık operasyonunu ele aldığımızda, operasyonların medya ile birlikte yürütüldüğünü, birçok iddianın bilginin medyayla paylaşıldığını, fotoğraflar ve benzeri şeylerin servis edildiğini açıkça görmekteyiz. Savunma yapan avukatlara dosyanın, iddiaların ne kadarının gösterildiğini bilecek durumda değiliz elbette. Açıkça ortaya çıkan husus; soruşturma gizliliğinin pervasızca ihlal edildiği, kişilerin kişilik haklarının BERAETİ ZİMMET ESASTIR temel hukuki ilkesinin açıkça darbelendiği gerçeğidir. Savcılık Makamının gizliliğin ihlal edildiğini görür görmez –eğer ihlal edicilerden değilse– operasyonlara müdahale etmesi ve gerekli her tür tedbiri alması gerekirdi. Gizliliğin açık ihlal edilişiyle, savcılık/adli kolluk; Kanun maddesini açıkça ihlal etmişlerdir. Ancak Savcılık Makamı tarafından gerekli tedbirler alınmadığı gibi bilgi-belge-resim servisine devam edilmiş ve edilmektedir. Bu şekliyle doğrudan kamunun belleğinde şüpheli şahıslara yönelik 'tamam bunlar suçludur, yapmıştır' algısının ve hükmünün oluşmasına imkan verilmiştir. Peki bu şahıslar yarın beraat ederse; kamu belleğinde ve vicdanında yer eden bu algıyı ve hükmü kim değiştirecek ve dönüştürecek? CMK 160. Maddesinin 2. Fıkrası, 'Cumhuriyet savcısı, maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adli kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür' denilmektedir. Yani olayı soruşturan Cumhuriyet savcısı; şüphelinin LEHİNE ve ALEYHİNE olan bütün delilleri toplamakla yükümlü ve görevlidir. Lehe olan delilleri toplamayan Savcı doğrudan Kanun maddesini ihlal etmiş olacaktır. Medyaya servis edilen bilgi-belge-fotoğraf türü şeylerden anlaşılan sadece aleyhe olan iddialara dair verilerin toplandığı doğrultusundadır. Bu durum da Kanun diye avaz avaz bağıranların Kanunun çiğnenmesini nasıl görmezden geldiklerini kanıtıdır. Soruşturmada Aslolan: Hakkında soruşturma yapılan şahıslar gözaltına alınacaksa bu durumun kendisinin de GİZLİ tutulması ve medyaya bilgi sızdırılmaması gerekliliğidir. Çünkü şüpheli şahsın yarın beraat etme ihtimali nedeniyle kişiliğinin zarar görmemesinin sağlanması gereklidir. Ve bu durum temel bir insan hakkı olan KİŞİLİÄžİN KORUNMASI HAKKINA karşılık gelir. Kanun maddelerine uygun davranılmadan yapılan operasyon, ilgili şahısların bütün hukuki haklarının açık ihlaliyle sonuçlanmış bulunmaktadır. Bunun hesabını kim verecektir? HSYK AÇIKLAMASI 6087 sayılı HSYK Kanunun 4. Maddesi uyarınca HSYK Danıştay ve Yargıtay'a üye seçmekle görevlidir. HSYK Yasasının 4. Maddesi uyarınca görülen veya görülmekte olan bir davaya ilişkin veya yayımlanan Kanun-Tüzük-Yönetmeliklere ilişkin herhangi bir görüş bildirme görev ve yetkisi de yoktur. HSYK Yasasının 6. Maddesi uyarınca Kurulu Başkan temsil eder. Yani bir açıklama yapmak gerekecekse onu Temsil yetkisine haiz Başkan yapabilir. Kurul Başkanı da Adalet Bakanıdır. HSYK Yasasına göre Kurulun 13 üyesi görev ve yetkileri olmayan bir konuda açıklama yapmakla Kanunlarını ihlal ettikleri gibi, bu açıklamayla Kurulu temsil eden Başkanın yetkisini de gasp etmişlerdir. Kurul bu açıklamayla Anayasanın 138. maddesini de açıkça ihlal etmiştir. Anayasanın 138. Maddesinin 2. Fıkrası telkin ve tavsiyede bulunulmasını dahi yasaklamaktadır. Oysa HSYK'nın 13 üyesi Danıştay'da hakkında iptal davası açılmış 'Adli Kolluk Yönetmeliğinde değişiklik yapılma Yönetmeliğine' dair görüş belirtmiş ve Yönetmeliğin Anayasaya veya şu bu Yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir. Yani HSYK'nın 13 üyesi görülmekte olan bir davaya ilişkin olarak doğrudan görüş ve tavır serdederek davayı etkileme, davaya müdahale etme cihetine gitmiştir ki bu durum açıkça Anayasanın 138. Maddesinin ihlal edilmesi anlamına gelir. Öte yandan açıklamayı yapan HSYK'nın 13 üyesi; HSYK Yasasının 4. Maddesi uyarınca atamaya yetkili olduğu Danıştay üyelerine bu açıklaması ile neredeyse talimat vermiş konuma düşmüştür. Dolayısıyla açıklamaya imza atan HSYK üyeleri Anayasayı ve tabi oldukları Yasayı açıkça ihlal etmişlerdir. Peki bu yaptıklarının hesabı, Yargı yoluyla sorulabilecek midir? Öte yandan Danıştay'ın 27 Aralık'ta verdiği yürütmenin durdurulması kararına HSYK tarafından yapılan açıklamanın gölgesi düşmüştür. CMK ve Anayasa ihlali Hal böyle iken kanun maddelerinden yola çıkarak yapılan operasyonun medya eliyle ve kanunlar hiçe sayılarak taşınmak istendiği boyutu, yapılmak istenen toplum mühendisliğini, siyasete müdahale boyutunu görmeyi, kanun maddelerinden dem vurarak örtmeye çalışmak en hafif tabiriyle kanun bilmezliktir. Savcılık tarafında yürütülen bir soruşturmanın adli kolluk eliyle yakalama ve gözaltı işlemlerinin MEDYAYA açık ve bilgi belge sızdırmalarıyla yapılması hem ilgili şahıslar henüz ortada isnat edilen, iddia olunan suçlamalar dışında hiçbir şey yokken suçlu olarak ilan edilmelerini sağlamış, hem CMK ve Anayasa açıkça ihlal edilmiştir. Gözaltına alınan şahısların siyasi şahısların çocukları olmaları nedeniyle bu MEDYA servisleriyle doğrudan siyasete de müdahale edilmiş olmaktadır. Bir siyasi partinin mensuplarının, hükümet üyelerinin çocuklarının iddia olunan suçları işlemiş olduklarına dair bir ALGININ oluşması anlamında bir İMAJ operasyonu yapılmasına imkan tanınmış ve bu şekliyle savcılık gerekli tedbirleri almadığından, müdahaleleri yapmadan bu ALGININ oluşmasına göz yummuş olmaktadır. İşte bu nedenle kanun maddelerinden yola çıkarak; yapılan siyasal ALGI operasyonuyla, kişilerin suçlu algısı oluşturulduğu, Hükümet üyesi olan Bakan çocuklarının yer aldığı iddiasıyla Hükümete yönelik bir suçluluk algısının oluşturulmaya çalışıldığı seçime beş kala seçmen iradesinin manipüle edilmek ve yönlendirilmek istendiği gerçeğini örtmek hiç de mümkün değildir. Yolsuzluk operasyonu; ALGI yönetimi yapılarak ve kanunlar açık ihlal edilerek yapıldığından, asıl yapılmak istenen şeyin örtücü şalı gibi durmaktadır. Diğer bir tabirle bu operasyon bir psikolojik operasyon olarak karşımızda durmaktadır. Sivil siyasete yönelik bu tarz bir ALGI operasyonunun kanun kılıfına büründürülmesi –ki kanunlar da açıkça ihlal edilmiştir– kabul edilmezdir. Bu siyasi bir operasyondur. Bir toplum mühendisliği operasyonudur. Bu itibarla da kabulü mümkün değildir. Yapılan bu operasyonu boşa çıkartmak, kanunun keyfi olarak ihlallerini önlemek, operasyonlarla oluşturmak istenen algının çöpe atılmasını sağlamak adına; Sivil siyasetten yana tavır almak her vatandaşın, her insanın görevidir.

Bu yazı 29 Aralık 2013 Pazar tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 1636 kez okundu.
Yazı Boyutu